
al işte ahahha

Sonra sen geldin. Öyle bir geldin ki, zihnim, kalbim senle doldu. Baktığım her yerde seni aradı gözlerim. Hala da böyle. Bir farkı yok dünden. Sadece biraz kırgınım. Geçer.
Siz hiç uyumaya çalışırken bazı şeyleri düşünüp üzülünce kendi kendine -düşünerek- espri yapıp gülen insan tanıdınız mı? Veya onu düşündüğünde kendi kendine “Bunu burdan alın. Alın bunu burdan!” diye söylenip yine gülen.
Şey, bu ben oluyorum.
Tespitime göre ya delirdim, ya depresyona giriyorum.
Normal.
Mantık ilişkisinin ağzına sıçıyım ayrıca aşık olmak istiyorum.
Doğal.
Evet, acısına bile razıyım, acı çekiyim ama aşık oliyim diye düşündüğüm nadir zaman dilimlerinden birindeyim.
Çok SAĞLIKSIZ ama onunla bir günü başkasıyla bir ömre tercih ediceğim adam varken lafı bile olmaz -gibime geliyor.-
Ooo-naylıyorum.
Şu an bunları buraya niye yazacağım bilmiyorum ama çok içimden geldi.
Tekrardan yalnızlar kervanına katıldım sevgili tumblr sakinleri. Zaten şu son 1.5 yıldır inanarak başladığım her ilişki 1.5 ay sonra kendi kendini imha ediyor. Gerçi böyle bir genelleme yapmam saçma olur çünkü topu topu iki ilişkiye başladım ve ikisinede inandım. Hayatımın bazı dönemlerinde fazlasıyla şanssız oluyorum ve hep o zaman dilimlerinde ilişkiye başlıyorum galiba.
Mesela bugün “evin içinde” kafama taş düştü ne alakaysa. -bu şanssız dönemim demek oluyor-
Neyse gelelim asıl konuya: İlişkilerini bitirince götü başı dağıtan insanlar. Ben hiçbir zaman ilişkide ayrılık lafının kullanılması sevmem, hep ayrıl-barış yapan çiftleride oldum olası anlamam. Zaten ben kalbini değil beynini dinleyen bir insan olduğum için mutsuz olduğu halde -sadece sevdiği için- beraber olan çiftleri de anlamam. Nereye kadar gidecek ki? Kendimden ödün vermem demiyorum ama karşımdaki de benim için o fedakarlığı yapmalı, eğer yapmıyorsa -değerimi anlasın diye- niye ayrılayım, uyuşmadığımız için ayrılırım ve bitti mi de tam biter (Yine konudan saptım.).
Asıl konuma geri dönüyorum:
Bazı insanlar ayrılır, kendilerini gecelere atar, o bar senin, bu bar benim gezer, içer, sapıtır. Niye? Unutmak için. Bazı insanlar gider başkalarıyla bir şeyler yaşar. Niye? Unutmak için. Ki bu insanlar bana göre karaktersiz ve kendine güvensiz insanlardır çünkü bu yapılanlar sadece kendini düşürtür, karşındakinin gözünde birazcık olsun değerin kaldıysa onu da yok eder.Bazı insanlar da sadece arkadaşlarıyla keyifli vakit geçirmek ister. Niye? Çünkü unutmasına gerek yoktur. Bu sevgiliyi unutmak anlamında olmayabilir elbette, suçunu farkına varmamaya uğraşmak veya başka bir şeyde olabilir. Suçunu farkına varmamanın etkili yolu o bar senin, bu bar benim gezmek, içmek olsa gerek çünkü o insanlar kendileriyle kalmaktan korkuyorlar bence.
Bazen düşünüyorum acaba gerçekten götü başı dağıtıp, kıskandırmak için saçma saçma insanlarla olup, onlarla sarmaş dolaş fotoğraflar çekilip, facebooklara, efendime söyleyeyim bbmlere koysam değer mi anlaşılır diye? Hayır yani bu kadar insan bunu yapıyorsa bir bildikleri mi var acaba? ŞAKA YAPTIM TABİ saygılı bi şekilde bitirmek, karşındakinin seni kötü hatırlamamasını sağlamak ve seni onun diline düşürmemek varken niye öyle bir şey yapasın. Bakın şimdi ne kadar tatlıyım:
Şu 3 gündür kız arkadaşlarımla -unutmak için değil-, muhabbetin yanına çerez olsun diye içerek ve “insan saatinde” eve dönerek çok keyifli vakit geçirdim. -kendimle kalmaktan korkmadım çünkü.- Objektif bir yazı yazmayı düşündüğüm için burda kesmek zorundayım, zaten beceremiyorum -ve uykum geldi- içimde kalmasın diye yazayım dedim.
Not: Herkes, herkessiz yaşayabilir. Elbet unutacağınız bir insan için boşuna kendinizi mahvetmeyin. Herkese mutlu günlerr :))
uçan balonlar vardı ya hani böyle yaz akşamlarında daha çok satılan. uçmayan balonlardan daha bi güzel gelirdi hep. anneye babaya yalvara yakara aldırıldı. sonra ipi elle tutulurdu bir müddet. balonun tepede süzülüşü izlenirdi. sonra uçup da bizi terk etmesin diye balon, anne, balonun ipini…
Hiç gitmeyeceğine inandığım insanlar hep ilk gidenler oluyor. Tesadüf mü, rastlantı mı, kötü şans mı dersin bilmiyorum ama ben “hayal kırıklığı” diye tanımlıyorum. Çünkü sonuçta hep “hayır o gitmez”, “o aldatmaz”, “o asla benim kötülüğümü düşünmez” dediklerim ellerimi sıkı sıkı tuttuktan sonra bir anda sanki elim soğuduğunda ısınmak için başka birine gidiyormuş gibi geliyor. Onlar sanki ısıtacakmış gibi.. Sen onlar gibi olmazsın sanmıştım hep. Elimi ısıtırsın sanmıştım. Birazcık daha tutsaydın ısınacaktı halbuki. Nolurdu sanki? Biraz daha kalsaydın nolurdu? Biraz daha benle dalga geçseydin nolurdu sanki? Zor muydu? “Hayır aslında” diyorsun içinden biliyorum. Şimdi farkına vardım da, sen gittikten sonra dışarı çıkasım gelmiyor. “Eve ne zaman gidiceksin” deyip beni azarlaycak biri olmadığı için. Hele başkalarıyla buluşmak hiç gelmiyor içimden. “Neden onlarla buluşuyorsun da benle buluşmuyorsun?” diyecek bir sen olmadığı için. Sanırım aptalım. Hep inadına yapmışım birşeyleri. Sen yokken bazen ben dışardayken etrafımda bir sürü insan oluyor. Birbirlerine sarılan, birbirini öpen bir sürü insan. Bense yanlarından geçerken sadece onların yerine ikimizi koyarak gülümsüyorum ve “ne kadar şirinler” deyip geçiyorum. Kimse duymuyor. Sen de duymuyorsun. Biliyor musun, çok zor geliyor; yerine başkalarını koymaya çalışmak. Bunu yazmak bile içimi ürpertiyor. Tenini ezbere bildiğim birini, “yok bişey” dediğinde birçok şeyin olduğunu bildiğim birini, parfümünü her yerde tanıyabileceğim birini silip yerine başka bir yabancıyı yerleştirmek. Ne biliyim. Hiç bana göre değil. Bu arada keşke giderken bazı şarkıları da yanında alsaydın hiç fena olmazdı biliyor musun? Unutmamam için verdiğin bir sürü eşyanı da. Onlara bakmak, dinlemek, hatırlamak, koklamak, hepsi çok zor, çok ağır.
Ve şuan, hala ellerim soğuk olabilir. Ama donmadım daha.
Keşke ısıtsan.